| Liseli Kız GALERİLER | Erkekler için SEXY | Türk Amatör Sexy | Türk Cinsel Yaşam | Aşkımsınız Siteler | Orgazm kadinlar |
|
|||||||||||||||||||
Batılı Gezginlerin Gözüyle İstanbul, Sefa Kaplan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı. Kitap yaklaşık 368 yıllık bir süreçte gezginlerin İstanbul’u nasıl gördüklerini, gördüklerini nasıl aktardıklarını, bu arada İstanbul’da nelerin değiştiğini ve nelerin aynen kaldığını gözler önüne seriyor.
Kaplan, "Kitabın amacı Busbecq’den başlayarak, Cumhuriyet dönemine uzanan bir zaman dilimi içerisinde, Batılı gezgin ve devlet adamlarının, geldikleri dönemde İstanbul’u ve halkını nasıl algıladıklarını ortaya koymak" diyor.
Stefanos Yerasimos’un deyişiyle; Türkler, Julia Pardoe’ya sordukları gibi 170 yıldır her yabancıya aynı şeyi soruyor: “Bizi seviyor musunuz?”
İşte bu soruya farklı zamanlarda -yani İstanbul’un farklı yüzleriyle
karşılaşıldığında- batılı seyyahların verdiği cevaplar, bir kitapta
toplandı. Sefa Kaplan’ın hazırladığı kitap, yirmi yabancı seyyahın
görüşlerinden keyifli bir derleme sunuyor.
Lady Marry Montegu: Dünyada bir eşi daha yoktur
Seyyah
Lady Montegu 1717 yılında Lady Bristol’e yazdığı mektubunda,
kendisinden önce gelen Batılılar’ın İstanbul’u gerektiği gibi
anlatamadıklarını belirtiyor: "Hıristiyanların oturduğu Galata, Beyoğlu
ve Tophane mahalleleri güzel bir şehir teşkil ediyorlar. Bunları
İstanbul ile bir deniz ayırıyor. Deniz Thames’in en geniş yerinin
yarısı genişliğinde. Boğaz içinden inerken yirmi mil kadar uzaklığa
bakış çok güzel, çok renkli. Dünyada bir eşi daha yoktur. Rumeli
sahilinde de yedi tepe üzerinde İstanbul görülüyor. İstanbul çok büyük
bir şehir. Sarayı görebileceğim kadar gördüm. Hıristiyanlık aleminde bu
sarayın yarısı büyüklüğünde sarayı olan kral yoktur. Ayasofya saraydan
sonra ikinci derecede meşhur. Bu caminin 113 ayak çapında olan kubbesi
fevkalade büyüklükte mermer direklere dayanan kemerler üzerine inşa
edilmiş. Çarşıların binaları çok güzel. İçleri son derece temiz..."
Lamartine: Evlerin arasından yükselen mavi kubbeler ve yeşil tepeler
Ben
bu memleketin ışığını seviyorum" diyen şair Lamartine’in İstanbul
izlenimleri, 25 Mayıs 1833 tarihli günlüğünden: "Galata’nın,
Beyoğlu’nun çeşitli renkli evlerle örtülü daha üç dört semtin sırtları,
ayaklarımın altında denize kayarlar, bu semtlerden kimilerinin evleri
kan kırmızı boyalıdır, kimilerinin ise siyah; bu koyu renklerin
arasından mavi kubbeler görünür. Evlerin önündeki bahçeleri süsleyen
çınarlar, incir ağaçları ve serviler yeşil kümeler halinde kubbeler
arasından yükselir. Birbirlerinden küçük şehirler gibi ayrılan semtler,
mahalleler arasından beliren yeşil tepeler, boyalı ahşap saraylar,
çeşitli renklerle bezenmiş köşklerle örtülüdür; bu tepelerden, ancak
sevilerin ucunu, minarelerin sivri ve parlak alemlerini belirten
Boğazlar da görünür..."
Theophile Gautier: Bu lacivert yoldaki geziyle kıyaslanabilecek hiçbir şey yok
Gazeteci,
şair ve yazar Theophile Gautier 1852’de İstanbul için şöyle diyor:
"Boğaziçi, Sarayburnu’ndan Karadeniz çıkışına kadar, Thames üzerindeki
watermenlerle kıyaslanabilecek buharlı gemilerin vızır vızır gelişiyle
sürekli işler. Dünyanın iki kıtası arasında, aynı anda görülebilen
Avrupa ile Asya arasında bir sınır gibi çizilmiş bu lacivert yol
üzerinde iki saatte yapılan geziyle kıyaslanabilecek hiçbir şey yok.
Çok geçmeden suların mavi zemini üzerinde son derece sevimli bir etki
uyandıran Kız Kulesi beliriyor. Avrupa yakasında az sonra Çırağan’ı
görüyoruz. Ben Doğu’da Arap ya da Türk mimarisini tercih ederim gene
de, denize kadar inen beyaz merdivenleriyle bu haşmetli yapı hoş bir
etki uyandırıyor..."
Dr. Philipp Anton Dethier: Yalnız Boğaz bile turistik yolculuk yapmaya değer
Bu
yazının tarihi 1845. "İstanbul için küçük ama kullanışlı bir kent
kılavuzu" başlığını taşıyor: "Avrupa’nın tatlı suları adını eski ve bir
parşömen kağıt fabrikasının bulunduğu kağıthaneden almıştır.
Kalıntıları Çobançeşme’dedir. Sütlüce, Hasköy ve Piri Paşa semtlerinde
Humbaracılar Kışlası’nın kalıntıları ile askeri okul bulunur. Bu
semtlerden sonra Tersane gelir. Hasköy arkasındaki Okmeydanı’nda bir
Musevi mezarlığı bulunur. Geniş bir panoramanın keyfini çıkarmak
isteyen turistlere Galata Kulesi’ne çıkmalarını tavsiye ederiz. Ufak
bir konik çatı ile örtülen kule oldukça yüksektir (...) Beşiktaş’a
gelindiğinde artık Boğaz’ın ortasına varılmış sayılabilir. Yanlız Boğaz
bile turistik yolculuk yapmaya değer..."
Hans Cristian Andersen: Nuh’un gemisine benzeyen kubbeleri altın alemli camiler
Ünlü
yazar Hans Cristian Andersen İstanbul’da geçirdiği bir günü, 1841’de
şöyle anlatıyor: "Galata Kulesi’ne çıktım. Buradan bakınca İstanbul
uçcuz bucaksız görünüyor. Saat 7’de dışarıdaydım. Güneş parıldamadığı
zaman, tıpkı Kopenhag’ın iklimi gibi: Karadeniz’den nemli sis dalgaları
geliyor (...) Her biri Nuh’un gemisinin bir benzeri olan, kubbeleri
altın alemli camiler, gri bulutlu gökyüzüne karşı parlayan zarif
sütunlara benzer yüzlerce minaresi ve koyu kırmızı binalarıyla
karşımızdaki bu taş denizinin arasından kara serviler ve yemyeşil
çınarlar, başlarını arabeskvari uzatmışlardı. Yol kent surlarından
başlayıp Altın Boynuz’un ucundaki çıkıntıyı meydana getiren saray
bahçesini izleyerek, denize paralel olarak uzanıyordu. Surlar üzerine
küçük bahçeler ve evler kondurulmuştu..."
Edmondo De Amicise: Bir perinin sihirli değneğinden doğmuş büyük bir şehir gibi
Seyyah
Edmondo De Amicis’in yazısı da 1874 tarihli: "Hiç kimse İstanbul’da
hayal kırıklığına uğramamıştır. Bütün dünya bu şehrin dünyanın en güzel
yeri olduğu fikrindedir. Koca tepelerin zirvelerine ve yamaçlarına göz
alabildiğine dağılmış ve bir perinin sihirli değneğinden doğmuş büyük
bir şehir gibi latif ve ışıklı Üsküdar, Altınşehir oradaydı (...)
Galata, geride bir direk, seren ve bandıra ormanı. Galata’nın üstünde,
Avrupai konaklarının kuvvetli hatları belli olan Beyoğlu, önde,
rengarenk kalabalıkların karşılaştığı ve iki sahili birleştiren bir
köprü. Solda, her birinden kurşun kubbeli ve altın minareli dev gibi
bir caminin yükseldiği kocaman tepelere yayılmış İstanbul, beyaz pembe
Ayasofya, altı minareli Sultanahmet, on kubbeli Süleymaniye..."
Başka kimlerin yazıları var?
Kaynak: Günseli Işık - Zaman Gazetesi - Hakan Gence - Hürriyet Gazetesi |